Skip to main content

“KALANLAR”

FİLİSTİN

Bir Tanıklık Belgesi…

Kalanlar: Filistin, savaşı tekil bir yıkım olarak değil; ardında süreklilik kazanan bir hasar alanı olarak ele alan mekânsal bir tanıklık sergisidir.

Bu sergi, kaybın temsiline değil; kaybın ardından kalanların ontolojik ağırlığına odaklanır. Yıkım burada bir an değil, süreklilik kazanmış bir yapı; travma ise gündelik hayatın yeni formudur.

İzleyici, duygusal bir rahatlamaya değil; etik bir karşılaşmaya davet edilir. Burada merhamet değil, tanıklık beklenir. Çünkü tanıklık, sorumluluk üretir.

Eserler, savaşın doğrudan temsilini yapmaz; geride kalan sessizliğe ve nesnelerin taşıdığı tanıklığa odaklanır.

Bir duvar parçası, boş bir tencere, yanık bir ses, karanlık bir koridor, yarım kalmış bir oyun, söylenmemiş bir cümle…

“Kalanlar” Filistin,  sadece bir sergi değil; üstlenilen bir tanıklıktır.

Mekânlar, diller, zamanlar değişiyor.
Ama tanıklık hâlâ mümkün.

Hafıza, sınır ve tanıklık: Hanzala’dan Kalanlar

Yok edilenden değil, geride kalandan

Hanzala’dan Kalanlar, savaşın yalnızca yıktıklarını değil; hayatta bıraktıklarını da bir hasar alanı olarak ele alan mekânsal bir yerleştirmedir.

“Burada görülen bir kayıp değil, geri dönmeyen zamandır.”

Enstalasyonun merkezindeki dikenli tel, sınırı coğrafi bir çizgi olmaktan çıkararak bedene ve hafızaya kazınmış kalıcı bir deneyime dönüştürür. Bu yerleştirme, estetik bir kompozisyon kurmak için değil; bugün ile dün arasındaki kesintiyi ve bu kesintinin etik ağırlığını izleyiciye doğrudan hissettirmek için tasarlanmıştır. Çalışma, merhamete değil; tanıklığa çağırır.

Bu bir an değil, sistem: Labirentten Kalanlar

Bir kaçış alanı değil, süreklilik kazanan bir yapı

Labirentten Kalanlar, savaşı geçici bir yıkım olarak değil; süreklilik kazanmış bir sistem olarak ele alan mekânsal bir yerleştirmedir. Bu yapı, çıkış fikrini baştan geçersiz kılar.

“Burada yaşanan bir sapma değil, düzenin kendisidir.”

Dar duvarlar, çıkmazlar ve keskin dönüşler; savaşın mimariye dönüşmüş hâlidir. Labirent, izleyiciyi doğrusal zaman ve mekân algısından kopararak içeride kalma hâlini kalıcı bir deneyime dönüştürür. Mekân boyunca duyulan çocuk ve kadın sesleri, şiddetin istisnai değil; sistematik ve hedeflenmiş karakterini açığa çıkarır. Bu sesler bir anlatı kurmaz, bir sahne sunmaz. Temsilin yerine doğrudan deneyimi yerleştirir. Bu çalışma, izleyiciyi dışarıdan bakmaya değil; sistemin içinde kalmaya zorlar.

Sadece İsimler Kalıyor

Yokluğun geride bıraktığı tek şey

Sadece İsimler Kalıyor, savaşın geride bıraktığı enkazın ötesinde bir soruya odaklanır: Geriye ne kalır? Bu yerleştirme, yokluğun en ağır biçimini, isimler üzerinden görünür kılar.

“Burada sayı yoktur, her satır bir hayattır.”

Zemin boyunca uzanan uzun liste, bir istatistik değil; her satırı tekil bir yaşam olan sessiz bir mezar taşına dönüşür. Liste uzadıkça mekân daralır. İzleyici ilerledikçe hafiflemez; aksine ağırlık taşır.

Bu çalışma, sayıyla açıklama düzenine karşı bir itirazdır. Burada kayıp, genellenmez; tek tek okunur. Çünkü yokluk, ancak isimle ağırlaşır

Kalanların Ardında: Sadece İsimler Değişiyor…

Gölgelerin ardında kalan gerçek

Kalanların Ardında: Sadece İsimler Değişiyor…, savaşın yalnızca sahada değil; anlatılar, imgeler ve zihinler üzerinden nasıl sürdürüldüğünü görünür kılan kavramsal bir alandır. Bu bölüm, hakikatin nasıl perdelendiğini ve bu perdenin her seferinde yalnızca isim değiştirerek yeniden kurulduğunu sorgular.

“Değişen mekânlar değil, tekrar eden bir düzendir.”

Bu yerleştirme, savaşın yarattığı illüzyonları; propaganda, sessizlik ve seçici görme biçimleri üzerinden ele alır. Gölge ile gerçek arasındaki bu ayrım, izleyiciyi sunulan anlatıları olduğu gibi kabul etmeye değil; sorgulamaya zorlar. Burada yaşanan felaket tekil değildir. Tarih, farklı coğrafyalarda, farklı zamanlarda aynı yapıyı yeniden üretir. Mekân değişir, dil değişir, anlatı değişir. Değişmeyen tek şey, yokluğun kendisidir. Bu alan, izleyiciye bir cevap sunmaz. Bir eşik kurar. Hakikati görmek, o eşiği geçmeyi göze almakla başlar.

Bu bir sessizlik değil, imha: Gazze’de Açlık

Şiddet sadece bedene değildir, açlık zamanı siler.

Gazze’de Açlık, şiddetin en görünmez ve en sürdürülebilir biçimini ele alan mekânsal bir yerleştirmedir. Bu çalışma, yıkımın yalnızca patlama anlarında değil; bekleyişte, kesintide ve yoklukta nasıl ilerlediğini görünür kılar.

“Burada ölüm ani değildir; uzatılır.”

Açlık, bir yoksulluk hâli değildir; bilinçli olarak kurulan bir yokluk düzenidir. Gıdanın ve suyun dolaşımdan çekilmesi, yaşamın yeniden üretim kanallarının kapatılmasıyla işler. Bu odada izleyici bir patlamanın gürültüsüyle değil; kaynamayan bir tencerenin sessizliğiyle karşılaşır.

Bakmak yetmez

Bu alandaki tencereler birer sergi nesnesi değildir. Dokunmak, iz bırakmak ve kısa bir an için de olsa yokluğun gündelik hayatta nasıl hissedildiğini deneyimlemek için vardır.

Eğitimden Kalanlar

Bir neslin yarım bırakıldığı yer

Eğitimden Kalanlar, savaşın yalnızca şehirleri ve bedenleri değil; bir neslin gelecekle kuracağı bağı nasıl kopardığını görünür kılan mekânsal bir yerleştirmedir. Burada yıkılan bir okul değil, sürekliliktir.

“Kaybolan bilgi değil, yarındır.”

Dağılmış sıralar, yazılamayan bir tahta ve sessizliğe gömülmüş bir sınıf düzeni, eğitimin kesintiye uğramasını değil; geleceğin durdurulmasını temsil eder. Bilginin dolaşımı kesildiğinde, yalnızca bugünün değil, yarının da yaralandığı açığa çıkar. Bu çalışma, izleyiciyi bir yıkıma bakmaya değil; yarım bırakılmış bir yaşam ihtimaliyle yüzleşmeye davet eder. Çünkü burada kaybedilen bir ders değil, bir neslin kendini inşa etme hakkıdır.

“Kalanlar” Filistin, bir yıkım anlatısı değildir. Bu sergi, geriye ne kaldığını değil; neyin hâlâ ayakta olduğunu sorar. 

Kaybolan hayatların ardından, onurun, direncin ve insanlığın nasıl var olmaya devam ettiğini gösterir. İzleyiciden merhamet değil, şahitlik ister. Çünkü şahitlik, sorumluluk doğurur. Bu sergi bir ziyaret değil; bir duruştur.

Kalanlar Filistin Sergisi ile İyiliği Birlikte Büyütüyoruz

Kalyon Kültür’de gerçekleşen “Kalanlar” Filistin Sergisi, dayanışmayı ve umudu büyüten güçlü bir iyilik hareketine dönüşüyor. Bu kapsamda, Türk Kızılayı iş birliğiyle Filistin’e Nefes Kampanyası hayata geçirildi. Gazze’ye doğru yola çıkan İyilik Gemisi, bu ortak dayanışmanın somut bir simgesi olarak umut taşıyor.

Kampanya kapsamında Kalyon Vakfı, sergiyi ziyaret eden her ziyaretçi adına bağışta bulunuyor. Sergiyi gezen ziyaretçilerimiz de dilerlerse kampanyaya bireysel destekleriyle katkı sunabiliyor.

Birlikte, bu gemiyi umutla dolduruyoruz.

Siz de bu anlamlı dayanışmanın bir parçası olmak isterseniz Filistin’e Nefes Kampanyası’na katılabilirsiniz.